< <
<

<29 Temmuz 2008 Salı/h3>

<

hep kişisel bloglardan sözedecek değiliz, bu defa da buradan yakın: post-apokaliptik popüler kültür: arabölge....
yazinin basliğini ve girişini görünce hemen kaçmayin. içinde "post" geçen herşey karışık ve saçma olmak zorunda değil. ürünlerimizde deleuze ve guattarinin de satırı yoktur, gönlünüzü ferah tutun. bu kez sahnenize gayet eğlenceli bir şey getiriyor, çok başarili bir blogdan sözediyoruz.
malum hepinizin yaptiği gibi biz de kimi siteleri internette aylaklik ederken rastlantilarla görüyoruz; kiminden evet, stumbleupon sağolsun, kimini ise çok tanindiklari için yazmaya bile eriniyoruz. kimi siteler hakkindaki düşüncelerini mail yoluyla bizimle paylaşan blogseverlere ise müteşekkiriz. onlar olmasa nice blogdan mahrum, nice keyiften uzak, nice lezzetten habersiz kalacağız.
yasemin hanim tarafindan posta kutumuza kondurulan arabölge, işte o şahane önerilerden biri. yalnizca sinemadan edebiyata, müzikten gündelik eğlencelere kadar çok çeşitli alanlarda fantezi ve bilim kurgu aleminin türkçe'deki başyapitlarindan biri olmasi nedeniyle değil, neredeyse profesyonel denebilecek bir titizlik ve güncellikte hazirlaniyor olmasi da arabölge'yi çok özel bir blog haline getiriyor. bin türlü teaser, fragman ve çizimle gönülleri şenlendiren arabölge yaratici bloggerler için olduğu kadar ütopya ve negatif ütopya meseleleriyle ömrünü çürüten sizli bizli akıl hastalari için de vazgeçilmez bir lezzet durağı...
(çok kıskanıyorum mehmet yaşin'i)



Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<27 Temmuz 2008 Pazar/h3>

<

taniştirayim pudra. kudra'ya kafiye olsun diye yazmiyorum, arada severek bakiniyoruz bloguna. bloğun adi plastik deformasyon. bu tür deformasyon'lu asyonlu, masyonlu bloglar pek revaçta ancak pudra'nin blogunun gönlümüzdeki yeri ayri. nüfusa kayitli olduğu yer küçük prens'in geldiği 612 numarali asteroid. medeni halini bilmiyorum, detayli adres de veremeyeceğim, ama zaten insan bir süre yaşadiktan sonra ya bu dünyadan hissediyor kendini, ya da başka bir gezegenden olmadi asteroidden geldiğini falan düşünmeye başliyor. tuhaf işler, ama lezzetli bir asabiyet duruma hakim. ki makul ve hakli asabiyet sevdiğimiz saydiğimiz bir haslet.
ha unutmadan pudra sizin için düşünüyor, az tanişiniz olan gündelik hayat meselelerini, gelip geçici duygularini akrostişler halinde ortaliğa saliyor ve blog boyunca pek güzel yorumlarla şenlenen bir toplu deformasyon hali de mevcut. "etiketlerle mesaj vermek ve güldürürken dürtmek" müessesinde de pudra'nin ayri bir yeri olduğunu söyleyerek huzurlarinizdan ayriliyoruz.
karişin kaynaşin çalın oynayin daha ne diyelim...

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<23 Temmuz 2008 Çarşamba/h3>

<

Hani bir klişe vardır, "yazmasam delirecektim" diye. Ben bu klişeyi bir çok türk blogunun
profilimi görüntüle kısmında görüyorum. Bu ve bu manaya gelen cümleler birligi. Sonra bloga göz atıyorum, dolaptan yemegi cıkardım, koydum, o geldi, bu gitti, soyle agladım, boyle zırladım gibi seyler yazılmıs, "vay be delirtecek olan detaylara bak" diye geciriyorum içimden. Zaten bugune kadar da herhangi bir akıl hastanesinde

-peki bu hastanın nesi var doktor bey?
-bu yazmamış, delirmiş.

gibi bir sahne ile karsılasıldıgını sanmıyorum. Demem odur ki, bazı yazarlar vardır, öyle güzel yazarlar ve öyle sade olurlar ki, onların yazmasa delirecegini anlarsınız da, bir de kendisini yeterli görmeyip, kendisine sürekli bişeyler ekleyenler, cıkaranlar vardır, tüm dertleri kendilerine yeni sıfatlar bulmaktan ibarettir, onların yazmadan da delirmeyeceginden emin olabilirsiniz. O blogları farkettiginiz anda 500 metre oteye kacmanızda yarar var.

Bu tanıtmak istedigim blog, bana göre yazmasa delirecek olan bir hanımefendinin cok naif, cok güzel, cok dolu ve bir o kadar da boslukları olan blogu. Bu bosluklar gorunmez bosluklar, aramaya kalkmayın diye uyarayım.

Kudra
hanımefendinin aklından gecenlerin, yasadıklarının, asklarının, kitaplarının, izlediklerinin, sigaralarının ve gördüklerinin bir özeti olan bu mesafeli blog, siz okurken, size bir şeyler yükledigini farkedemediginiz, eli hafif bir blog. Okurlar blogları okudukca, sahipleri ve sahibeleri hakkında bir önyargıya, fikire sahip oluyorlar, kimi zaman asık oluyorlar. Kudra'nın blogu da okunduktan sonra "evet işte aradıgım böyle bir kadın" dedirtebilecek bir blog. Bir kadın olarak, yasamaktan aldıgı tadı, kadınlıgını anlatısını, okuduklarını aktarısını, anılarını yazısını hayranlıkla izliyor ve özeniyorum.

Blogun underrated oldugunu düşünüyorum zira, okur yorumları veyahut okur istatistikleri ile bir bilgiye ulasmak mümkün değil. Cünkü kendisi sanmak istedigimiz kadarıyla, kendsine anlatıyor, biraz o biraz bu da okursa fena olmaz diyor, bu yüzden sitenin yorumlara acık olmadıgını, less is more anlayısından yola cıkılarak yol aldıgını düşünüyoruz. Kendisine de bir mail atıp "sayı kac abla" demeyi absürd buldu deli gönül, yine de underrated kosesinden nasiplensin, bizim blogumuzda yerini alsın bu güzel ve eşsiz blog. "Yalnız ve güzel ülkem" tadı aldım bu tanıtımdan da, hadi hayırlısı.

Etiketler: , , ,

/h6>
Posted by <

<14 Temmuz 2008 Pazartesi/h3>

<

İş bu blog türkçe bloglar camasinin en özel bloglarindan, en nadide, en bulunmaz, en eşi menendi olmayan bloğudur. Bakmayin siz orada burada düzenlenen blog yarişmalarina. Gönlümüzün ilk beşinde baş köşelerden biri "O Zamanlar"a aittir. Boşuna övmüyorum, günler boyu nice bandwithi uğruna harcayip, nice downloadla gönlünü şenlendirmiş, sivilceli bir rapidshare müptelasi gibi görünmekten çekinmeden sayfalar arasinda gezinmiş biri olarak konuşuyorum. Bu blog sayesinde Ayhan Işık ve Fikret Hakan'ın doldurduğu LP'lerde onlari şarkı söylerken dinlemiş, Cem Karaca'nın Londra konserine vakif olmuş, Hümeyra'dan Cici Kizlara, Zeki Müren'den Safiye Ayla'nın eski taş plak kayitlarina kadar binbir türlü tut-i mucizeye ulaşıp da mutlu olmayacak kaç kişi var aranizda? Hatta eski TRT radyolarinin Radyo Tiyatrosu kayitlarini yeniden dinleyerek Korkmaz Çakar'ın efektleri eşliğinde "Ama Anna Katerinovna neden böyle yapiyorsunuz?" diyen sesleri, kapi çarpmalarini, şimşekleri ve hiçkiriklari duymak kaçinizi heyecanlandirmaz sorarim size.
Türk popunun, türkçe rockin, sanat müziğinin eski güzel günlerini yılmadan usanmadan bloğuna taşıyan, bulunmasi artik neredeyse imkansiz hale gelmiş kayitlari bir arşivci titizliğiyle canlandiran Cemil Yüce'ye, nam-ı diğer zapata55'e huzurlarinizda teşekkürü borç bilirken "Viva Zapata!" demekten kendimi alamiyorum. Çekinmeden bir daha söylüyorum:
Viva Zapata! Blogta gezinince siz de söyleyeceksiniz korkmayın..

İstanbul dağlarindan komutan yardimcisinin yardimcisinin yardimcisi Subkomandante Statler Waldorf emir ve görüşlerinize hazirdir paşam!

(Günlük de tutucam ilerde...)

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<10 Haziran 2008 Salı/h3>

<
Fanzin ruhu ölmedi yaşiyor, iki buçukluk kolanin gazi kaçmadi fiissliyor... Ama "Ya kola biterse?"

Aktüel'in ve Tempo'nun spotlarini da böyle yaziyorlar korkmayin ters bir şey yok. "Ya kola biterse?" bu aralar pek sevdiğimiz, monitöre yatirip daldığımız, utanmadan çevirip çevirip okuduğumuz bloglardan biri, spotlu tanitalim istedik. Hayir bir yerden de tanidik geliyor ama çikaramiyoruz. devrim gür, küçük patates, t, dargan gingel ve taro'nun ortak eylemi. İsimlerin bir bölümü kişisel bloglarindan biliniyor ama bu blogdaki kollektif ruh hali daha tanidik, dikkatinize arzederiz...


Meseleyi kişiselleştirmeden iş bu blog, "Çok eskiden bir fotokopi dergi çıkarmak isteyen ve "ya kola biterse" isminde şahane, 16 sayfa, a4 yarısı bir şablon yapan, ilk (ve son) sayıyı arkadaşlar arası okşayan ve bir şey yapmak üzerine konuşmak, bir şey yapmaktan daha keyifli, sanki?" diye sorarak yola koyulan bir grup adem ve havva'nin duruma vaziyet etmesinden ibaret. Az gidip uz gidip "bir sonraki aşamada "ortak" blog yazma söz konusu oldu; tekrar "ya kola biterse" hortladı. ama bir konsept belirlenmedi: "kafamıza göre yazalım, en kötü birbirimizin yazdıklarını okuruz, fotokopi dergi gibi bir şey olur?" diye diye geçen şubat'tan bu yana bugüne gelmiş.
Uzun lafin kisasi diyoruz ki keşkem her blog böyle olsa, kolalar hiç bitmese, herkes serin gelse, evde sicak, yatakta ilik, blogda soğuk olsa... Dahi biz bu blogdan raziyiz, ölürse cenazesine de gideriz, 'iyi bilirdik' der kolamizi sigaramizi içer, imama ters ters bakar eve döneriz. Zaten Teksas gibi ortam abicim, kimin kimi vurduğu belli değil. Velev ki siyasi simge!

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<


Türk blog camiasi pembe cici kiz bloglari, mavi siyah depresif genç erkek bloglari ve ortaya çer çöp karişik lalettayn paylaşimci abi bloglari olarak kendi halinde bölünmüş yuvarlanirken bizim de canımız sıkılıyor tahmin edersiniz. "E blog dediğiniz bir tür günlük daha ne ola ki" zihniyetine ayrica hürmet ediyoruz, "Siz öyle diyorsaniz öyledir" diyor susuyoruz. Arada sırada rastladığımız neşeli, orjinal fikirler geliştiren ancak uzun ömürlü olamayan çeşitli bloglarin kapanişi da bizi hayli hayli üzüyor. Bu arada internet aleminin dünkü çocuklari bize posta koyarken onun da üstünde durmuyoruz, nefsimizi yabancı bloglarla köreltmeye çalişiyoruz. Çok yüce gönüllü insanlariz malumunuz...
Neyse, işte bunlardan biri olan Little People gözümüz işten güçten ve dahi hayattan kararmışken dolaşmayı pek sevdiğimiz, dünyaya başka bir açidan bakmamizi kolaylayan işlerden biri. Slikanchu Bey'in Londra sokaklarinda gezdirdiği küçük insanlari, kendi dünyalarinda her tür müsibetle boğuşur, quiet bir sunday'de wrong wrong duvara toslarken görüyoruz., hem zaten hepimiz i'mlearningenglish slikanchu...
İki yıldır yarattığı küçük karakterlerle kendine özgü minyatür bir dünya kuran Slikanchu, şimdilerde saylangozlara takilmiş, onlarla eğleniyor. Bir göz atın deriz. Slikanchu'nun yaptiği işlerle ilgili röportajlar verdiğini, fotoğraf sergileri düzenlediğini vs. de ekleyelim. Blog alemi böyle sanat sepet işlerine de yariyor anlayacağınız. 5 Eylül'de de kitabı çikiyormuş. Türk bloggerlara de söyleyelim, hatirlatalim istedik. Böyle sizinkinden başka dünyalar da var. (sosyal mesaj!)

(Ha utanmadan ticaretini bile yapiyor namussuz! Little People Store)

Etiketler: ,

/h6>
Posted by <

<4 Haziran 2008 Çarşamba/h3>

<
Şimdi arada gençleri görüyoruz, sitelerini ya da yazdiklarini eleştirdiğiniz zaman "Kiskandin mi koçum, çaliş senin de olur ehehe!" tadinda bir Kartal Maltepe minübüsü muhabbeti koyuyorlar meşrebine göre. Pek izaha gelir yanlari olmadigini düşündüğümüz için girişmiyoruz, ama sonra sitesinde domates fidesi nasil yetiştirilir konulu sera fotoğrafi sergileyen mi istersin, site istatistikleriyle ortaliğa dökülen mi istersin, okudugunu yanliş anlamakla sakatlanmiş türlü çeşit tirt hareket girla gidiyor...
Ancak bu tür eleştiriye kapali, kendi varliğiyla sarhoş tutumlara rağmen, hayattan öğrenmeye devam eden, öğrendiklerini jenerik bir kolaycilikla değil, kendine özgü bir şekilde hikaye eden insanlar ve bloglar da var. Hastalardan Öğrendiklerim bu işi belki de en güzel şekilde yapan Türkçe bloglardan biri.



40 yaşinda bir doktorun, askerlerden köylülere, işçilerden memurlara kadar çeşitli hastalariyla yaptiği sohbetleri ve bu sohbetlerde ortaya çıkan insan hikayelerini ve öğrendiklerini Memleketimden İnsan Mazaraları lezzetinde okuyucularina aktardiği bu blog, samimiyeti, doğalliği ve özgünlüğüyle ilgiyi hakediyor. Diğer insanlardan öğrenecek bir şeyleri olduğuna mütevazi bir şekilde inanan, hayat deneyimiyle mesleki birikimini biri diğerini diştalamadan sunan Hastalardan Öğrendiklerim, severek izlediğimiz bloglardan biri. Bloga ve yapimcisina hürmetle selam eder,
nice otostoplar dileriz.
let the sunshine in abicim...


Etiketler: ,

/h6>
Posted by <

<1 Haziran 2008 Pazar/h3>

<
Epeydir aklimizdaydi, ama iki blog önce Fenasi Bey'in bir yorumunu okuyunca 'vakit tamam haydi abbas girişelim' dedik. Sonuçta bu güzel cumartesi night fever gecesine kismetmiş 5 posta hakkinda birşeyler yazmak. Neyse, uzatmayalim, vaktiyle sobe hanim'in "Beyamca, beyamca uyumayin bakin böyle de bir site var diyerek!" gözümüze soktuğu 5posta hakkinda derhal yorumuzu yapalim: 5posta Türk blogçuluğunda(!) bir ilk ve memleketin internet erotizmi dünyasinin yüzaklarindan biridir. İdiiali oldu farkindayiz ve kimbilir ileride yüzümüz kara çikabilir ve dahasi hafiften ağır erkek muhabbetleriyle seksizm denizlerinden el sallasa da, unutulmasin isteriz, Fenasi Bey'in gençlere göz kulak olduğu ve seksin ayni zamanda eğlenceli bir şey olduğunu gösteren blogu +18 ibaresiyle gönüllerde neşeli titreşimler yaratmaktadir...
Ruhunu, reklama, abuk subuk linklere ve "Sayin bayan tanişip bir hamburger yiyelim mi beraber?" güdülerine satmayan 5posta "Erotik sanat, popüler ve
underground kültür, bondage, fetiş, sex & rock’n roll üzerine…By Fenasi" mottosuyla bir yili askin bir süredir gayet iyi gitmektedir.
Yalnizca çoğu zaman gözümüzden kaçan ya da pek umurumuzda olmayan meseleleri gündemimize getirmesiyle değil, ayni zamanda kadin, erkek, gay, lezbiyen her tür okuyucusunun yaptiği yorumlarla da neşemize neşe katan 5posta, bu niteliğiyle belki de en eli yüzü düzgün interaktif blog işlerinden biri. Elbette bu noktada genelgeçer pornografik kültür malzemeleri ve kadinlar dişindaki meselelerle de ilgilenmesini, erkekler için olduğu kadar kadinlar ve diğer cinsel tercihlere sahip gönül dostlari için de yolgösterici postalar atmasini dileriz. En önemlisi İstanbul'dan Elizabeth'le -22- tanişmak isteyenler ve Bedava porntube linkleri paste etmeye çalişanlar bu siteden uzak dursun isteriz.
Son söz olarak Fenasi K. Bey'in 17 yasindaki genç bir okuyucusu için yaptiği yorumla bitirelim:
"Ohooo ben 18 dim açılışı yaptığımda. Sakin ol derim. Geç veya erken diye birşey yok. Bir iki sene içinde birşeyler olur..."*

(E nedir yani, Georges Bataille mi bekliyorsunuz! En önemlisi samimiyet, gerisi zaten boş, siz asil kendinize mukayyet olun..)

Etiketler: ,

/h6>
Posted by <

<27 Mayıs 2008 Salı/h3>

<
Her biri kendini çok özel ve çok başka zanneden, ortalamanin üstü etkisiyle sakatlanmiş bayık Türk müzik bloglari arasinda, elle tutulur blog sayisi bir elin parmaklarini zar zor geçiyor. İşte bu sayimizda sevgili gönül dostlari, bu parmaklardan ikisini, "bozukplak" ve "bozuk kaset" nam bloglari yer imlerinizin takdirine sunuyoruz. (bu ara espri yapamiyoruz...)


underrated, overrated işlerine hiç girmeden, iyi müziğe ve iyi yoruma aç kalan herkesi doyucarak kadar eğlenceli malzeme içeren bu bloglardan bozukplak yayina henüz yeni başlamasina rağmen hürmetimizi kazandi. bozuk kaset ise epeydir "müzik asla sadece müzik değildir" duygumuza efil efil iyi geliyor.
bozuk kaset'in son icraati figen han'ın iade-i itibarina katkı sağlamak olmasa bizim de yazacağımız yoktu galiba ama olsun, takdir etmemek olmaz.
Ve elbette en iyisini, 2006'dan bu yana her yil microsoft
tarafindan 2 milyon dolara satin alinmak istenen şahane blogu sona sakladik: 8/1, nam-i diğer hayatbayat...
gelmedi böylesi abla, kaçirma bak benden söylemesi, turşusu bile olur...



Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<21 Mayıs 2008 Çarşamba/h3>

<
Buraya yaziyoruz, Pucca'nın günlüğü, Türkçe bloglar camiasinda coxcomb red gibi işildayan bir Jason Molina şarkisidir. (Burada japon baliklarindan sözetmiyoruz, siteyi övüyoruz, beğeniyoruz, yanliş anlaşilmasin.) Kizil saçli bir topbar'la gelene geçene erotik bir selam verdiği ve abhazya civarindan dostlarin ilgi odağı olduğu için söylemiyorum; biz onu daha çok "mesele nedir?" sorusuna korkmadan, utanmadan, gelene geçene takilmadan "mesele benim ayaklarim ve web cam'de poz vermekten sıkıldım ulan!" samimiyetiyle yazdiği için seviyoruz.













İlgi gördüğüne, çok okunduğuna, nice gencin hayat ve ilişki bilgisi derslerini buradan aldiğina adimiz gibi eminiz ve biraz da bu yüzden daha çok okunsun istiyoruz. (Pekmez Bey'den çok hazzetmiyoruz, ama Pucca Hanim çağırırsa gideriz.)
Özgüveni kimi gerzek erkekler tarafindan yikilmaya çalişildiği halde halen mihrap mihrap ayakta duran Pucca Hanima selam ederken, hayat hakkinda net bir fikrim yok diyen tüm gönül dostlari için çalıyoruz: Dök zülfünü meydane gel, Sür atını ferzana gel, Al daireni hengame gel, Bülbül senin gülşen senin kime ne oy oyyy...

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<Şuursuz Oluşum ama Güzel Oluşum/h2>

<20 Mayıs 2008 Salı/h3>

<

Bu blogun yazım sekline ve blog sahibinin blogunu okuyan insanları kaale alma şekline hastayım. Mr. Tremo kendisini pek ciddiye almadan aklından, basından gecenleri ve gecmeyenleri esprili bir sekilde anlatıyor ama yazı uzun da olsa kısa da olsa iç baymıyor. Sitenin tasarımına bir el atılmasını isterdim zira okurken "boyle eglenceli bir bloga bu sekil hiç olmuş mu, peh peh" diye geciyor içimden bir şeyler. Sanki blogunuz bir genc odası da, cevresindeki her şey bir tarafa sacılmıs gibi, bu durumda ben de ortalıgı toparla, şu odanın haline bak diyen anne rolunu üstlenmek istiyorum sayın blog sahibi. Konudan alakasız baslık yazmayı seven mr tremo'ya blog hayatında basarılar ve daha cok yazı dilerken, 10 üzerinden 8 puan vererek huzurlarınızdan ayrılıyorum.

Keşke her blogger boyle yazsa, o zaman benim gibi sinir bozucu insanlara gerek kalır mıydı allaşkına?

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<13 Nisan 2008 Pazar/h3>

<

MUHHTEŞEM bir blogla karsı karsıyasınız! Kelimelerden ziyade fotografların konuştugu bir blog bu. elif karakoç isimli hanımefendiye aitmiş. Türk bloglarında pek rastlanmayan bir stile sahip, cünkü günlük misali fotograflanmış her kare. ve blog yazarı kendisini, arkadaslarını, cevresini stillerini kendilerini anlatarak değil, fotograflayarak sergilemiş. DeviantArt'da bunun gibi bir cok sayfa olsa da, bu sayfanın blog dünyasında yer etmesi onu ayrı bir yere koyuyor. "unique" denilebilir. Bir de bu kadınların daha hakim oldugunu düşündügüm güzel bloglar dünyasında, bu kadın blog sahibelerinin Avrupa ülkelerine, Fransa'ya, İtalya'ya karsı derin bir sevgileri oluyor. İncelenmeli.
Underrated diyerek nitelendirebilecegim bu blogda her ne kadar emo nufusunda kişi basına 12 tane düşen beyaz, büyük gözlükler, ve dedelerin okuma gözlükleri büyük bir yer kaplasa da, ayrıntıya fazla takılmadan sizi siteye yönlendiriyorum. Modeller de güzel, fotograflar da güzel, sitenin tasarımını ise, siyah zemin - beyaz yazı ikilisine kıl bir insan oldugum için begenmedim. Kendisine güneşli güneşli, büyük gözlüklü günler diliyoruz. Blogunuza BA-YIL-DIK!

Bay Sobenin Yorumu: Elif Karakoçun harika fotoblogu eski mutlu günleri hatırlatırken bize dışarı çıkıp eğlenmemiz için bir sebep daha verdi.

Etiketler: , , ,

/h6>
Posted by <

<12 Nisan 2008 Cumartesi/h3>

<
Simdi bu blog aleminde "x'in y'li dünyası" kalıbı oldukca yerleşik, oyüzden elimden geldigince baslıklarda bu klişeyi kullanmaya calısıcam.


Bu blog için "
sade" tanımını uygun gördüm cünkü, bloga girdikten sonra bende "aa gencecik kızsın, eline yüzüne biraz allık pudra sür ayol" deme hissiyatı uyandı. Bu blogun hit'lerine ve ziyaretci sayısı bilgisine haiz olamadım ama underrated etiketi ile ilişiklendirerek reklamını yapmak amacındayım. öncelikle kendisini cok sevdik cünkü: Ponçikizm demiş. kişisel bir alan oldugu 2x2 kadar kesin olsa da, kendince kişiselleştirdigini henüz girmeden, 'PO 'PO 'PO'larından anlayabiliyoruz. 19 yasındaki Lavender Hanım tarafından yazılmış olan bu blog, 35 yasında hayatının deneyimlerini sayfa sayfa yazmıs olan teyzelerden kat be kat daha fazla eglendirdi bizi, ya da ben niye cogul konusuyorum ya, Bay Sobe benim kadar eglendi mi bilemiyorum ama ben oldukca begendim. Blogun görsel secimleri oldukca kaliteli, el emegi olanlar da var, -ve bence bu bir artı-blog sahibesi narsizm dozu az olarak kendi resimleri ile de süslemiş, böylelikle karsımızdaki insanın hakkaten 19 yasında bir insan evladı oldugunu anlayabiliyoruz. Sonracıgıma, dj'lik de yapıyormus, bu "bu blog içerisinde kaliteli müzik de yer alır" sinyalini verdi bize, tasarım olarak cok sade ve gösterişsiz buldum, renkler biraz daha canlı olabilirdi. Yüzeyselleşirsek, izlenen film, dinlenen müzik, akla takılanlar üçgeninde güzel bir genç blogu. Kendisine onyüzmilyonponçik diledik.

Bay Sobenin Yorumu: Lavender Hanım ponçikist düşünce tarzı ve minimal yaklaşımıyla gönlümüzü almayı başardı.

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <