< <
<

<27 Temmuz 2008 Pazar/h3>

<

taniştirayim pudra. kudra'ya kafiye olsun diye yazmiyorum, arada severek bakiniyoruz bloguna. bloğun adi plastik deformasyon. bu tür deformasyon'lu asyonlu, masyonlu bloglar pek revaçta ancak pudra'nin blogunun gönlümüzdeki yeri ayri. nüfusa kayitli olduğu yer küçük prens'in geldiği 612 numarali asteroid. medeni halini bilmiyorum, detayli adres de veremeyeceğim, ama zaten insan bir süre yaşadiktan sonra ya bu dünyadan hissediyor kendini, ya da başka bir gezegenden olmadi asteroidden geldiğini falan düşünmeye başliyor. tuhaf işler, ama lezzetli bir asabiyet duruma hakim. ki makul ve hakli asabiyet sevdiğimiz saydiğimiz bir haslet.
ha unutmadan pudra sizin için düşünüyor, az tanişiniz olan gündelik hayat meselelerini, gelip geçici duygularini akrostişler halinde ortaliğa saliyor ve blog boyunca pek güzel yorumlarla şenlenen bir toplu deformasyon hali de mevcut. "etiketlerle mesaj vermek ve güldürürken dürtmek" müessesinde de pudra'nin ayri bir yeri olduğunu söyleyerek huzurlarinizdan ayriliyoruz.
karişin kaynaşin çalın oynayin daha ne diyelim...

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<23 Temmuz 2008 Çarşamba/h3>

<

Hani bir klişe vardır, "yazmasam delirecektim" diye. Ben bu klişeyi bir çok türk blogunun
profilimi görüntüle kısmında görüyorum. Bu ve bu manaya gelen cümleler birligi. Sonra bloga göz atıyorum, dolaptan yemegi cıkardım, koydum, o geldi, bu gitti, soyle agladım, boyle zırladım gibi seyler yazılmıs, "vay be delirtecek olan detaylara bak" diye geciriyorum içimden. Zaten bugune kadar da herhangi bir akıl hastanesinde

-peki bu hastanın nesi var doktor bey?
-bu yazmamış, delirmiş.

gibi bir sahne ile karsılasıldıgını sanmıyorum. Demem odur ki, bazı yazarlar vardır, öyle güzel yazarlar ve öyle sade olurlar ki, onların yazmasa delirecegini anlarsınız da, bir de kendisini yeterli görmeyip, kendisine sürekli bişeyler ekleyenler, cıkaranlar vardır, tüm dertleri kendilerine yeni sıfatlar bulmaktan ibarettir, onların yazmadan da delirmeyeceginden emin olabilirsiniz. O blogları farkettiginiz anda 500 metre oteye kacmanızda yarar var.

Bu tanıtmak istedigim blog, bana göre yazmasa delirecek olan bir hanımefendinin cok naif, cok güzel, cok dolu ve bir o kadar da boslukları olan blogu. Bu bosluklar gorunmez bosluklar, aramaya kalkmayın diye uyarayım.

Kudra
hanımefendinin aklından gecenlerin, yasadıklarının, asklarının, kitaplarının, izlediklerinin, sigaralarının ve gördüklerinin bir özeti olan bu mesafeli blog, siz okurken, size bir şeyler yükledigini farkedemediginiz, eli hafif bir blog. Okurlar blogları okudukca, sahipleri ve sahibeleri hakkında bir önyargıya, fikire sahip oluyorlar, kimi zaman asık oluyorlar. Kudra'nın blogu da okunduktan sonra "evet işte aradıgım böyle bir kadın" dedirtebilecek bir blog. Bir kadın olarak, yasamaktan aldıgı tadı, kadınlıgını anlatısını, okuduklarını aktarısını, anılarını yazısını hayranlıkla izliyor ve özeniyorum.

Blogun underrated oldugunu düşünüyorum zira, okur yorumları veyahut okur istatistikleri ile bir bilgiye ulasmak mümkün değil. Cünkü kendisi sanmak istedigimiz kadarıyla, kendsine anlatıyor, biraz o biraz bu da okursa fena olmaz diyor, bu yüzden sitenin yorumlara acık olmadıgını, less is more anlayısından yola cıkılarak yol aldıgını düşünüyoruz. Kendisine de bir mail atıp "sayı kac abla" demeyi absürd buldu deli gönül, yine de underrated kosesinden nasiplensin, bizim blogumuzda yerini alsın bu güzel ve eşsiz blog. "Yalnız ve güzel ülkem" tadı aldım bu tanıtımdan da, hadi hayırlısı.

Etiketler: , , ,

/h6>
Posted by <

<20 Temmuz 2008 Pazar/h3>

<

Beni, ilk olarak kadınların kendilerine, "cılgın, manyak, deli, arıza" lakaplarını takıp, yazılarını bu lakaplar ile yazmaları delirtiyor, ikinci olarak da, "bebek, küçük, oyuncak bebek, ben hiç büyümedim agu" tavırlarıyla actıgı bloglar delirtiyor.
blog dünyasının kötü kadını konuştu evet.

İşte bu hanımkızımız da, küçük kızın kocaman dünyası diye bir blog acmış, iyi kötü okuyucusu da var, ama "kocaman dünyanın", genel olarak, tahtaya vurup aman nazar degmesin edebiyatından yola cıkarak yazıldıgını görüyoruz.

Öncelikle, ttnet tarafından evlere internet baglanmadan önce, her internet kullanıcısına "internette yazım dili ve edebiyatı" kursu verilmesi gerektigi kanaatindeyim. Mesela, paramızı yatıralım, kursumuza gidelim, sertifikamızı alalım. sonraki ilk bir ay içerisinde

"işte böyle bitti bi günde canlrm:))"
"bugun kalktım chok cnm skıldı yawws"
"ya bu sınawı veririm inş"

gibi cümleler kuranların yeri tespit edilsin ve interneti kesilsin. nasıl fikir? bunlar sonucunda bizi aydınlık internet günlerinin bekleyecegini ve bu gibi blogların sayısının azalacagını düşünüyorum.

Böylelikle bayan bezbebek gibilerinin bloglarında da daha okunur bir içerik olmasa da, daha okunabilir bir anlatım olur. fena mı olur?

Ayrıca sayın bezbebek, türk televizyon tarihinin en berbat yapımlarından birinin adını da kendisine nik secerek, blogger hayatına 5-0 yenik baslamıs. Üzüntü verici bir durum.
Bloga gitmeye üşenebilirsiniz, o yüzden ben size blogu getirip, ibret verici bir yazısını kopyalıyorum:

"Bakın sevgili okuyucularım. Şimdi biliorum bazılarınız geliosunuz sayfaların hepsini açıp açıp yazılarımı okuyabilme ümidi güdüosunuz. Ama yanılıosunuz:) Hepsini bitirmenis imkansız:) Benim müdavimi olduğum bi blog vardı. İnat ettim tüm yazılarını okucam dedim, beceremedim. Zamanım yetmedi. Ki ben ondan daha fazla yazıyorum. Siz avcunuzu yalarsınız:)):) Şaka hee alınmayın hemen canlarım.Siz okuyun ben yazarım.. Yeter ki beni bırakıp gitmeyin:)Bilemezsiniz ziyaretçi yolu gözlemek ne çok dokunuyor insana:))"

Gercekten ibret verici ve blogger olmaktan sogutucu. Ama benim aklımı kurcalayan, bu blogları bu kadar kimin okudugu, niye okudugu, okurken eglenip eglenmedigi. Ne bileyim bir yanda asagıda jelatin, bir yanda bezbebek. kimi öyle, kimi böyle işte. 10 üzerinden 2.

Size fwd: mail mutlulugu ve korkuları ile dolu günler diliyoruz sevgili bezbebek.

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<

Overrated olan blogları yerin dibine sokar ve underrated olanları saklandıkları yeraltından cıkarırken arada da sevdigimiz, hali vakti yerinde, yazlıgı, emekli maaşı olan blogları göğe cıkarmakta bir zarar yoktur diye düşünüyorum.

Zira bayan jelatin'in blogu da bu sekilde sevdigimiz, hali vakti yerinde bir blog. Bir küçük mahalle bakkalı olarak, "ilerideki süpermarkete gidin, orası çok güzel" demek ne derece mantıklı kestiremesem de, tavsiye etmek istedigim blogların basında geliyor burası. Hatta blogları kesfettigimden beri keyifle okudugum bir alan jelatin'inki.

Blogunu seviyoruz zira, tasarımı tam, olması gerektigi gibi. Renksiz avizesinin sactıgı renkler yazılarında yer alıyor zaten. "Bugun sabah kalktım, sunu yaptım, bunu yaptım cnmss;));)"dan oteye gidemeyen bloglardan gecilmeyen su parıltılı blogger dünyasında, jelatin hanımın neler yaptıgı herkesin ilgisini cekiyor, cünkü anlatım dili oldukca sade ve şık. Zeka dolu cümleleri var, ki blogger profiline baktıgımızda bir kova kadını oldugunu görüp, hayretlere gark olmuyoruz. Bu çok normal.

Bir fransa macerası atlatmış ve akabinde Ankara'ya adapte süreci olan yaşamış jelatin'in, nerede olursa olsun, maceralarını okumaya devam edecegiz gibi gözükmekte. Hep yazsın, hep okuyalım. 10 üzerinden 9 buçuk. [0.5 puan asabi öğretmen payı vergi kesintisi]


Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<10 Haziran 2008 Salı/h3>

<
Fanzin ruhu ölmedi yaşiyor, iki buçukluk kolanin gazi kaçmadi fiissliyor... Ama "Ya kola biterse?"

Aktüel'in ve Tempo'nun spotlarini da böyle yaziyorlar korkmayin ters bir şey yok. "Ya kola biterse?" bu aralar pek sevdiğimiz, monitöre yatirip daldığımız, utanmadan çevirip çevirip okuduğumuz bloglardan biri, spotlu tanitalim istedik. Hayir bir yerden de tanidik geliyor ama çikaramiyoruz. devrim gür, küçük patates, t, dargan gingel ve taro'nun ortak eylemi. İsimlerin bir bölümü kişisel bloglarindan biliniyor ama bu blogdaki kollektif ruh hali daha tanidik, dikkatinize arzederiz...


Meseleyi kişiselleştirmeden iş bu blog, "Çok eskiden bir fotokopi dergi çıkarmak isteyen ve "ya kola biterse" isminde şahane, 16 sayfa, a4 yarısı bir şablon yapan, ilk (ve son) sayıyı arkadaşlar arası okşayan ve bir şey yapmak üzerine konuşmak, bir şey yapmaktan daha keyifli, sanki?" diye sorarak yola koyulan bir grup adem ve havva'nin duruma vaziyet etmesinden ibaret. Az gidip uz gidip "bir sonraki aşamada "ortak" blog yazma söz konusu oldu; tekrar "ya kola biterse" hortladı. ama bir konsept belirlenmedi: "kafamıza göre yazalım, en kötü birbirimizin yazdıklarını okuruz, fotokopi dergi gibi bir şey olur?" diye diye geçen şubat'tan bu yana bugüne gelmiş.
Uzun lafin kisasi diyoruz ki keşkem her blog böyle olsa, kolalar hiç bitmese, herkes serin gelse, evde sicak, yatakta ilik, blogda soğuk olsa... Dahi biz bu blogdan raziyiz, ölürse cenazesine de gideriz, 'iyi bilirdik' der kolamizi sigaramizi içer, imama ters ters bakar eve döneriz. Zaten Teksas gibi ortam abicim, kimin kimi vurduğu belli değil. Velev ki siyasi simge!

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<21 Mayıs 2008 Çarşamba/h3>

<
Buraya yaziyoruz, Pucca'nın günlüğü, Türkçe bloglar camiasinda coxcomb red gibi işildayan bir Jason Molina şarkisidir. (Burada japon baliklarindan sözetmiyoruz, siteyi övüyoruz, beğeniyoruz, yanliş anlaşilmasin.) Kizil saçli bir topbar'la gelene geçene erotik bir selam verdiği ve abhazya civarindan dostlarin ilgi odağı olduğu için söylemiyorum; biz onu daha çok "mesele nedir?" sorusuna korkmadan, utanmadan, gelene geçene takilmadan "mesele benim ayaklarim ve web cam'de poz vermekten sıkıldım ulan!" samimiyetiyle yazdiği için seviyoruz.













İlgi gördüğüne, çok okunduğuna, nice gencin hayat ve ilişki bilgisi derslerini buradan aldiğina adimiz gibi eminiz ve biraz da bu yüzden daha çok okunsun istiyoruz. (Pekmez Bey'den çok hazzetmiyoruz, ama Pucca Hanim çağırırsa gideriz.)
Özgüveni kimi gerzek erkekler tarafindan yikilmaya çalişildiği halde halen mihrap mihrap ayakta duran Pucca Hanima selam ederken, hayat hakkinda net bir fikrim yok diyen tüm gönül dostlari için çalıyoruz: Dök zülfünü meydane gel, Sür atını ferzana gel, Al daireni hengame gel, Bülbül senin gülşen senin kime ne oy oyyy...

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<Şuursuz Oluşum ama Güzel Oluşum/h2>

<20 Mayıs 2008 Salı/h3>

<

Bu blogun yazım sekline ve blog sahibinin blogunu okuyan insanları kaale alma şekline hastayım. Mr. Tremo kendisini pek ciddiye almadan aklından, basından gecenleri ve gecmeyenleri esprili bir sekilde anlatıyor ama yazı uzun da olsa kısa da olsa iç baymıyor. Sitenin tasarımına bir el atılmasını isterdim zira okurken "boyle eglenceli bir bloga bu sekil hiç olmuş mu, peh peh" diye geciyor içimden bir şeyler. Sanki blogunuz bir genc odası da, cevresindeki her şey bir tarafa sacılmıs gibi, bu durumda ben de ortalıgı toparla, şu odanın haline bak diyen anne rolunu üstlenmek istiyorum sayın blog sahibi. Konudan alakasız baslık yazmayı seven mr tremo'ya blog hayatında basarılar ve daha cok yazı dilerken, 10 üzerinden 8 puan vererek huzurlarınızdan ayrılıyorum.

Keşke her blogger boyle yazsa, o zaman benim gibi sinir bozucu insanlara gerek kalır mıydı allaşkına?

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<13 Nisan 2008 Pazar/h3>

<

MUHHTEŞEM bir blogla karsı karsıyasınız! Kelimelerden ziyade fotografların konuştugu bir blog bu. elif karakoç isimli hanımefendiye aitmiş. Türk bloglarında pek rastlanmayan bir stile sahip, cünkü günlük misali fotograflanmış her kare. ve blog yazarı kendisini, arkadaslarını, cevresini stillerini kendilerini anlatarak değil, fotograflayarak sergilemiş. DeviantArt'da bunun gibi bir cok sayfa olsa da, bu sayfanın blog dünyasında yer etmesi onu ayrı bir yere koyuyor. "unique" denilebilir. Bir de bu kadınların daha hakim oldugunu düşündügüm güzel bloglar dünyasında, bu kadın blog sahibelerinin Avrupa ülkelerine, Fransa'ya, İtalya'ya karsı derin bir sevgileri oluyor. İncelenmeli.
Underrated diyerek nitelendirebilecegim bu blogda her ne kadar emo nufusunda kişi basına 12 tane düşen beyaz, büyük gözlükler, ve dedelerin okuma gözlükleri büyük bir yer kaplasa da, ayrıntıya fazla takılmadan sizi siteye yönlendiriyorum. Modeller de güzel, fotograflar da güzel, sitenin tasarımını ise, siyah zemin - beyaz yazı ikilisine kıl bir insan oldugum için begenmedim. Kendisine güneşli güneşli, büyük gözlüklü günler diliyoruz. Blogunuza BA-YIL-DIK!

Bay Sobenin Yorumu: Elif Karakoçun harika fotoblogu eski mutlu günleri hatırlatırken bize dışarı çıkıp eğlenmemiz için bir sebep daha verdi.

Etiketler: , , ,

/h6>
Posted by <

<12 Nisan 2008 Cumartesi/h3>

<
Simdi bu blog aleminde "x'in y'li dünyası" kalıbı oldukca yerleşik, oyüzden elimden geldigince baslıklarda bu klişeyi kullanmaya calısıcam.


Bu blog için "
sade" tanımını uygun gördüm cünkü, bloga girdikten sonra bende "aa gencecik kızsın, eline yüzüne biraz allık pudra sür ayol" deme hissiyatı uyandı. Bu blogun hit'lerine ve ziyaretci sayısı bilgisine haiz olamadım ama underrated etiketi ile ilişiklendirerek reklamını yapmak amacındayım. öncelikle kendisini cok sevdik cünkü: Ponçikizm demiş. kişisel bir alan oldugu 2x2 kadar kesin olsa da, kendince kişiselleştirdigini henüz girmeden, 'PO 'PO 'PO'larından anlayabiliyoruz. 19 yasındaki Lavender Hanım tarafından yazılmış olan bu blog, 35 yasında hayatının deneyimlerini sayfa sayfa yazmıs olan teyzelerden kat be kat daha fazla eglendirdi bizi, ya da ben niye cogul konusuyorum ya, Bay Sobe benim kadar eglendi mi bilemiyorum ama ben oldukca begendim. Blogun görsel secimleri oldukca kaliteli, el emegi olanlar da var, -ve bence bu bir artı-blog sahibesi narsizm dozu az olarak kendi resimleri ile de süslemiş, böylelikle karsımızdaki insanın hakkaten 19 yasında bir insan evladı oldugunu anlayabiliyoruz. Sonracıgıma, dj'lik de yapıyormus, bu "bu blog içerisinde kaliteli müzik de yer alır" sinyalini verdi bize, tasarım olarak cok sade ve gösterişsiz buldum, renkler biraz daha canlı olabilirdi. Yüzeyselleşirsek, izlenen film, dinlenen müzik, akla takılanlar üçgeninde güzel bir genç blogu. Kendisine onyüzmilyonponçik diledik.

Bay Sobenin Yorumu: Lavender Hanım ponçikist düşünce tarzı ve minimal yaklaşımıyla gönlümüzü almayı başardı.

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<
Eveet, blogumuzun kurdalesini kesmek üzere ilk acılıs post'umuzu yazmaya başlıyorum.

Oldukca iyi bir blog okuyucusu olan ben ve Bay Sobe sevdigimiz ve sevmedigimiz blogları tanıtmak istedik. Çünkü, kimi zaman muhtesem blogların hiç okunmamasını hayretle gözlemlerken, kimi zaman ne söyledigi belli olmayan, belli olsa da, "bizce" parçaları bir araya getirmekten yoksun, "belli" bir söylemi olmayan blogların defalarca okunmus olmasına sasırdık.
Elbette ki bunda, etiketleme, reklam gibi faktörlerin etkisi büyük olsa da, "
reklamın iyisi kötüsü olmaz" diyerek bahsi gececek olan tüm blogların hanelerine bir çentik de biz atıyoruz.

overrated ve underrated tanımı bu blog dahilinde sürekli kullanılacaktır, zira anlatmak isedigimizi tamamen ifade eden bu kelimelerin türkcede karsılıgı istedigimiz manada yoktur. Haddinden fazla önemsenmiş manasına gelen "overrated" ve zıddı olan, gerekli önemi görememiş, anlamındaki "underrated" kelimelerine göre bu bloglar fişlenecektir.

Belirtmek isterim ki, bu blog dahilinde bahsi gececek olan blogların ve sahiplerinin hiç birisi ile, tanısıklıgımız, alakamız, nefretimiz, sevgimiz, özel bagımız, akrabalık ilişkimiz, facebook arkadaslıgımız, msn muhabbetimiz, yolda karsılasmıslıgımız, kahvede okey oynamıslıgımız, durakta otobüs beklemişligimiz, halı saha maçı yapmışlıgımız yoktur. Zevkler ve renkler doğrultusunda blog zincirleri ilerleyecektir.

Overrated olarak fişlemek istedigim ilk blog Başak Ölmez'in kişisel sayfası.


Sayfanın dizaynı oldukca iyi sayılır aslında, hatta benim bir sayfada 3 saniyeden fazla durmamı sağlayan şeyin dizayn oldugu göz önüne alınırsa ve bu bloga 15 saniye tahammül edebildigim de düşünülürse, oldukca iyi bir tasarıma sahip. Lakin tasarımın içini dolduracak her hangi bir yazı, bilgi, eglenceli bir olay anlatımı, tasviri, paylasımı, kendisine ait, klişelerden ve tipik romantik genc kız şiirlerinden baska bir özellige rastlayamadık. Biraz , forward maillerden gelen bayık bilgiler, biraz arkadas reklamı, biraz şiir ve biraz da bayat melankoli mevcut. Efendim, acıklamak isteriz ki, blog ne kadar kişisel olursa olsun, içerisinde, yonjavari arkadas reklamları yapılınca -hemen ornekleyelim-

"canım arkadasım wolkanla yine oturuyoruz, bu arada siz onun bloguna da bakın, hiti artsın" temalı yazılar gibi

çöpe dönüşüyor ve bize de 10 üzerinden 2 vermek düşüyor. Olmamış Başak, "ben sevimliyim" dozu daha az olan bir blogda sansını denersen, belki olabilir. Ayrıca, google adwords eklentin de gözümüzden kacmadı ve paragöz kişiligin hakkında minik ipucları verdi. Pembe ve copy-paste'li dünyanda mutluluklar diliyoruz.

Bay Sobenin Yorumu: Kızlarla Sohbet Sınırsız Sohbet ilişkiler gibi reklamları kişisel bloglarda görmek bizi üzüyor. Özellikle de bir bayana aitse.

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <