< <
<

<10 Haziran 2008 Salı/h3>

<
Fanzin ruhu ölmedi yaşiyor, iki buçukluk kolanin gazi kaçmadi fiissliyor... Ama "Ya kola biterse?"

Aktüel'in ve Tempo'nun spotlarini da böyle yaziyorlar korkmayin ters bir şey yok. "Ya kola biterse?" bu aralar pek sevdiğimiz, monitöre yatirip daldığımız, utanmadan çevirip çevirip okuduğumuz bloglardan biri, spotlu tanitalim istedik. Hayir bir yerden de tanidik geliyor ama çikaramiyoruz. devrim gür, küçük patates, t, dargan gingel ve taro'nun ortak eylemi. İsimlerin bir bölümü kişisel bloglarindan biliniyor ama bu blogdaki kollektif ruh hali daha tanidik, dikkatinize arzederiz...


Meseleyi kişiselleştirmeden iş bu blog, "Çok eskiden bir fotokopi dergi çıkarmak isteyen ve "ya kola biterse" isminde şahane, 16 sayfa, a4 yarısı bir şablon yapan, ilk (ve son) sayıyı arkadaşlar arası okşayan ve bir şey yapmak üzerine konuşmak, bir şey yapmaktan daha keyifli, sanki?" diye sorarak yola koyulan bir grup adem ve havva'nin duruma vaziyet etmesinden ibaret. Az gidip uz gidip "bir sonraki aşamada "ortak" blog yazma söz konusu oldu; tekrar "ya kola biterse" hortladı. ama bir konsept belirlenmedi: "kafamıza göre yazalım, en kötü birbirimizin yazdıklarını okuruz, fotokopi dergi gibi bir şey olur?" diye diye geçen şubat'tan bu yana bugüne gelmiş.
Uzun lafin kisasi diyoruz ki keşkem her blog böyle olsa, kolalar hiç bitmese, herkes serin gelse, evde sicak, yatakta ilik, blogda soğuk olsa... Dahi biz bu blogdan raziyiz, ölürse cenazesine de gideriz, 'iyi bilirdik' der kolamizi sigaramizi içer, imama ters ters bakar eve döneriz. Zaten Teksas gibi ortam abicim, kimin kimi vurduğu belli değil. Velev ki siyasi simge!

Etiketler: , ,

/h6>
Posted by <

<


Türk blog camiasi pembe cici kiz bloglari, mavi siyah depresif genç erkek bloglari ve ortaya çer çöp karişik lalettayn paylaşimci abi bloglari olarak kendi halinde bölünmüş yuvarlanirken bizim de canımız sıkılıyor tahmin edersiniz. "E blog dediğiniz bir tür günlük daha ne ola ki" zihniyetine ayrica hürmet ediyoruz, "Siz öyle diyorsaniz öyledir" diyor susuyoruz. Arada sırada rastladığımız neşeli, orjinal fikirler geliştiren ancak uzun ömürlü olamayan çeşitli bloglarin kapanişi da bizi hayli hayli üzüyor. Bu arada internet aleminin dünkü çocuklari bize posta koyarken onun da üstünde durmuyoruz, nefsimizi yabancı bloglarla köreltmeye çalişiyoruz. Çok yüce gönüllü insanlariz malumunuz...
Neyse, işte bunlardan biri olan Little People gözümüz işten güçten ve dahi hayattan kararmışken dolaşmayı pek sevdiğimiz, dünyaya başka bir açidan bakmamizi kolaylayan işlerden biri. Slikanchu Bey'in Londra sokaklarinda gezdirdiği küçük insanlari, kendi dünyalarinda her tür müsibetle boğuşur, quiet bir sunday'de wrong wrong duvara toslarken görüyoruz., hem zaten hepimiz i'mlearningenglish slikanchu...
İki yıldır yarattığı küçük karakterlerle kendine özgü minyatür bir dünya kuran Slikanchu, şimdilerde saylangozlara takilmiş, onlarla eğleniyor. Bir göz atın deriz. Slikanchu'nun yaptiği işlerle ilgili röportajlar verdiğini, fotoğraf sergileri düzenlediğini vs. de ekleyelim. Blog alemi böyle sanat sepet işlerine de yariyor anlayacağınız. 5 Eylül'de de kitabı çikiyormuş. Türk bloggerlara de söyleyelim, hatirlatalim istedik. Böyle sizinkinden başka dünyalar da var. (sosyal mesaj!)

(Ha utanmadan ticaretini bile yapiyor namussuz! Little People Store)

Etiketler: ,

/h6>
Posted by <

<4 Haziran 2008 Çarşamba/h3>

<
Şimdi arada gençleri görüyoruz, sitelerini ya da yazdiklarini eleştirdiğiniz zaman "Kiskandin mi koçum, çaliş senin de olur ehehe!" tadinda bir Kartal Maltepe minübüsü muhabbeti koyuyorlar meşrebine göre. Pek izaha gelir yanlari olmadigini düşündüğümüz için girişmiyoruz, ama sonra sitesinde domates fidesi nasil yetiştirilir konulu sera fotoğrafi sergileyen mi istersin, site istatistikleriyle ortaliğa dökülen mi istersin, okudugunu yanliş anlamakla sakatlanmiş türlü çeşit tirt hareket girla gidiyor...
Ancak bu tür eleştiriye kapali, kendi varliğiyla sarhoş tutumlara rağmen, hayattan öğrenmeye devam eden, öğrendiklerini jenerik bir kolaycilikla değil, kendine özgü bir şekilde hikaye eden insanlar ve bloglar da var. Hastalardan Öğrendiklerim bu işi belki de en güzel şekilde yapan Türkçe bloglardan biri.



40 yaşinda bir doktorun, askerlerden köylülere, işçilerden memurlara kadar çeşitli hastalariyla yaptiği sohbetleri ve bu sohbetlerde ortaya çıkan insan hikayelerini ve öğrendiklerini Memleketimden İnsan Mazaraları lezzetinde okuyucularina aktardiği bu blog, samimiyeti, doğalliği ve özgünlüğüyle ilgiyi hakediyor. Diğer insanlardan öğrenecek bir şeyleri olduğuna mütevazi bir şekilde inanan, hayat deneyimiyle mesleki birikimini biri diğerini diştalamadan sunan Hastalardan Öğrendiklerim, severek izlediğimiz bloglardan biri. Bloga ve yapimcisina hürmetle selam eder,
nice otostoplar dileriz.
let the sunshine in abicim...


Etiketler: ,

/h6>
Posted by <

<1 Haziran 2008 Pazar/h3>

<
Domatessuyu gibi ortaya karişik ve yüzeysel bilgi denizinde yüzen bloglar neden bu kadar ilgi görüyor ya da görüyormuş gibi yapiyor bilemiyoruz, anlamiyoruz. "Basin bültenlerinden ve internetten derlediğim hoş ve yararli bilgileri sizinle paylaşiyorum" kivamindaki bu tür bloglar belki 10-15 yil önce hoşgörülebilirdi. Malum Türkiye'ye internetin yeni geldiği, kullanicilarin Türkçe içerik ve bilgi, internet teknolojisi açliği içinde kivrandiklari, web'in altavista'dan, iletişimin irc'den ve bir kaç üniversitenin gopher ve bbs'lerinden ibaret olduğu o kutlu zamanlarda "Aa bakin bir de şöyle şeyler de var hayatta" tarzi günlükçülük ilgi görebilirdi ve görmüştü.


Hayir verilen emeği, harcanan zamani, ilgiyi alakayi falan küçümsüyor değiliz ama kuzum sahiden bu tür her konuya, her habere, her tür insana el atan, wordpress teknolojisinden tarkan'in yeni albümüne, armut'un yararlarindan hotmail hesabinizi nasil kapatirsiniz mevzusuna, dizi müziklerinden milli savunma bakanliği iş ilanlarina kadar her tür domatesin üstüne limon sıkan bu tür bloglari ve ziyaretçilerini anlamakta güçlük çekiyoruz. Gayet başarili haber siteleri, sağlık ve teknoloji siteleri, net rehberleri, devlet kurumlarinin web'leri falan varken yüzeysel bilgilerle dolu bu tür "blöfçünün web rehberi" ve hayatimin post-it'i tadindaki bloglar neden ilgi görüyor? Neden, neden, neden, neden?
Yalniz ve güzel ülkemin talihsiz bloggerleri size soruyoruz, kaçmayin...
(paylaşmak ve paylaşim için dostum! )

Etiketler: ,

/h6>
Posted by <

<
Epeydir aklimizdaydi, ama iki blog önce Fenasi Bey'in bir yorumunu okuyunca 'vakit tamam haydi abbas girişelim' dedik. Sonuçta bu güzel cumartesi night fever gecesine kismetmiş 5 posta hakkinda birşeyler yazmak. Neyse, uzatmayalim, vaktiyle sobe hanim'in "Beyamca, beyamca uyumayin bakin böyle de bir site var diyerek!" gözümüze soktuğu 5posta hakkinda derhal yorumuzu yapalim: 5posta Türk blogçuluğunda(!) bir ilk ve memleketin internet erotizmi dünyasinin yüzaklarindan biridir. İdiiali oldu farkindayiz ve kimbilir ileride yüzümüz kara çikabilir ve dahasi hafiften ağır erkek muhabbetleriyle seksizm denizlerinden el sallasa da, unutulmasin isteriz, Fenasi Bey'in gençlere göz kulak olduğu ve seksin ayni zamanda eğlenceli bir şey olduğunu gösteren blogu +18 ibaresiyle gönüllerde neşeli titreşimler yaratmaktadir...
Ruhunu, reklama, abuk subuk linklere ve "Sayin bayan tanişip bir hamburger yiyelim mi beraber?" güdülerine satmayan 5posta "Erotik sanat, popüler ve
underground kültür, bondage, fetiş, sex & rock’n roll üzerine…By Fenasi" mottosuyla bir yili askin bir süredir gayet iyi gitmektedir.
Yalnizca çoğu zaman gözümüzden kaçan ya da pek umurumuzda olmayan meseleleri gündemimize getirmesiyle değil, ayni zamanda kadin, erkek, gay, lezbiyen her tür okuyucusunun yaptiği yorumlarla da neşemize neşe katan 5posta, bu niteliğiyle belki de en eli yüzü düzgün interaktif blog işlerinden biri. Elbette bu noktada genelgeçer pornografik kültür malzemeleri ve kadinlar dişindaki meselelerle de ilgilenmesini, erkekler için olduğu kadar kadinlar ve diğer cinsel tercihlere sahip gönül dostlari için de yolgösterici postalar atmasini dileriz. En önemlisi İstanbul'dan Elizabeth'le -22- tanişmak isteyenler ve Bedava porntube linkleri paste etmeye çalişanlar bu siteden uzak dursun isteriz.
Son söz olarak Fenasi K. Bey'in 17 yasindaki genç bir okuyucusu için yaptiği yorumla bitirelim:
"Ohooo ben 18 dim açılışı yaptığımda. Sakin ol derim. Geç veya erken diye birşey yok. Bir iki sene içinde birşeyler olur..."*

(E nedir yani, Georges Bataille mi bekliyorsunuz! En önemlisi samimiyet, gerisi zaten boş, siz asil kendinize mukayyet olun..)

Etiketler: ,

/h6>
Posted by <